19 Mart 2012 Pazartesi

Bisiklet Aşkı!

Nihayet güneş açtı… Dışarıda harika bir hava var. Yılın en sevdiğim zamanı, ilkbahar kapıda! Sanırım tam da bu nedenle sahilde koşmak, yürümek, çimlere yayılıp temiz havayı doyasıya içime çekmek istiyorum. Ha bu aralar bir de deli gibi bisiklete binmek istiyorum.

Ortaokuldayken bir bisikletim vardı. Sevgili dayım bir gün bisikletimi benden ödünç istedi ve adaya gitti. Döndüğünde yanında bisikletimin olmaması hala içimde uktedir! Evet, bisikletimi adada ya bisikleti olmayan birine vermişti ya da unutmuştu. Tam hatırlamıyorum…

Sonuçta yıllardır bir bisikletim yok. Açıkçası bu çok da umurumda değildi… Ta ki dün sabaha kadar! Dün sabah güzel havayla birlikte bir bisikletimin olmasını canı gönülden istedim. Bunu sesli dile getirdiğim anda ise bisikletim hazırdı! O anda yanımda bulunan arkadaşım Serra kendisinde bir bisiklet olduğunu ve bana verebileceğini söyledi. Evet, galiba biraz fazla temiz kalpli bir insandım:)

Gerçi ben şöyle ahşap koltuğu ve önünde hasır bir sepeti olan beyaz bir bisiklet istiyordum ama olsun, hiç yoktan iyiydi:) Şimdilik bununla idare edeceğim, sonrasında ise kararlıyım, kendime vintage bir bisiklet yaptıracağım… Tıpkı aşağıdakiler gibi…

Bence her biri inanılmaz güzel!
Bu arada blog’umu okuyan beyler varsa kız arkadaşlarına doğum günlerinde böyle bir vintage bisiklet yaptırabilirler. Şahsen ben böyle bir hediye karşısında sevinçten delirebilirdim. Aklınızda bulunsun:)  












Sevgiler.
Z.

13 Mart 2012 Salı

Kova Burcu Bir Yere Gidemez

Yurtdışında yaşama fikri pek bana göre değildir. Sanırım tam bır kova burcu olmamdan dolayı sevdıklerımden ayrılma fikri bana hep uzak gelmiştir.



Belki de bu nedenle üniversitede Erasmus'a başvurmak için hocalara danıştığımda içten içe bölümümün yurtdışındaki bir okulla anlaşması olmamasına sevinmiştim. Bir yandan çok gitmek istiyordum. Çünkü bazı şeyler bana yetmiyordu. Kahretsin ki hırslıydım ve ideallerim vardı. Kariyerim ve eğitimimle ilgili hep daha fazlasını, daha fazlasını istedim. Kova burcu olduğumu size baştan söylemiştim:)

Ama bir yandan da bırakamıyordum alıştığım yerleri, en önemlisi de sevdiklerimi, arkadaşlarımı, ailemi...

Fakat şimdi tuhaf bir şekilde yurt dışında yaşamanın aslında zor ama güzel bir fikir olduğuna dair düşünceler üşüşüyor kafama... En çok da jazz müzik dinlediğimde:)

Ya da noellerde...

Yabancı bir film izlediğimde...

Filtre kahve içtiğimde...

Öküzün tekinden laf yediğimde...

Canım kış ortasında çorapsız mini etek giymek istediğinde...

Cupcake yediğimde...

İstanbul'un trafiğinden bıktığımda...

Yeni insanlar tanımak istediğimde...

Bazen her şeyden çok sıkıldığımda...

Yeni bir dil öğrenmek istediğimde...

Daha önce tatmadığım bir yemeği düşlediğimde....

Ama en çok da Norah Jones dinlediğimde...

"Ne İstanbul'u kızım, mis gibi İngilizcen de var, hem olmasa kaç yazar; öğrenirsin. Bas git, başka ülkeleri keşfet!" diye bir ses bas bas bağırıyor kafamın içinde...

Aslan ya da oğlak burcu falan olsaydım giderdim de, kahretsin ki kova burcuyum işte!

4 Mart 2012 Pazar

Geçen Haftanın Özeti

Geçen hafta…

Ortaokuldan beri en yakın arkadaşlarımdan olan fakat bir süredir görüşemediğim, deli gibi de özlediğim Eda'mla buluştum. Sonra yanımıza onun üç yakın arkadaşı daha geldi. Kızlara bayıldım ve onların uzun zamandır tanıştığım en tatlı, doğal ve eğlenceli kızlar olduğuna karar verdim… (Dane, Özge ve Rüya’ya selamlar:) Bu arada Num Num'ın tavuklu dürümünü denemediyseniz şiddetle tavsiye ediyorum. İnanılmaz lezzetli ve doyurucu! 


Bir kaç yıl önce hayatıma giren ama hiç çıkmamasını dilediğim, kısa sürede en’lerimden olan canım Esin’imin doğum gününe gittim. Orda da pek çok tatlı insanla tanıştım. Eskinin Fransız Sokağı, şimdinin ise Cezayir Sokağı’nda yer alan Gamsız Meyhane tam bir fasıl havası yaşatamasa da dekorasyonu ve sıcacık ortamıyla benden tam puan aldı. Gecenin sonunda sarhoş da olmadım değil. Tahmin edersiniz ki içki yine çeneme vurdu, konuştum durdum:)



Asker’de olan erkek arkadaşımla skype üzerinden görüntülü konuşma yaptım. Haftanın bana göre en güzel olayıydı. Napim çok özlemişim :/
Sarp ve Ben

Kuzenimin bu tatlı ikizleriyle tam 5 saat geçirdim. Evet, çok yoruldum ama iki akıllı ve tatlı çocukla bir arada olmak inanın her şeye değdi!

Kız kıza Ritz Carlton’da Brunch’a, ardından da Spa’ya gittim. Brunch Ritz Carlton’da bir başka oluyormuş kesinlikle, o kadar fazla ve lezzetli seçenek vardı ki nelerden yiyeceğimi şaşırdım! Spa kısmı ise inanılmaz keyifliydi. Nar terapisi ile yumuşacık bir masaj, ardından sauna, buhar banyosu, hamam ve jakuzi derken günün sonunda dinlenmek yerine ordan oraya koşturmaktan yorulduk ama keyifli miydi? Hem de nasıl! 


Kısacası benim için keyifli bir haftaydı. Bakalım bu hafta nasıl geçecek?

Herkese iyi haftalar!
Z.

28 Şubat 2012 Salı

Perfect Chalk Board Ideas!

Evlerde dekorasyon amaçlı kullanılan kara tahtalara bayılıyorum... Bence oldukça orijinal ve sevimli duruyor. Hele bir de çerçeve içerisinde duruyorsa çok daha muhteşem görünüyor... Ben aşağıda görecekleriniz arasında özellikle mutfakta kullanılanlarına bayıldım, ileride kendi evim olduğunda yaptırmak için de aklımın bir köşesine yazdım. Ne dersiniz, sizce de "Elektrik faturasını ödemeyi unutma!" gibi iç karartan bir not, bu tahtalar üzerine yazıldığında daha bir sevimli görünmez mi?

Ya da bir sabah uyandığınız evde sizinle beraber yaşayanları ne kadar çok sevdiğinizi yazabilirsiniz. Ben bayıldım, ileride kendi evimde kesinlikle kullanacağım... Eminim siz de bayılacaksınız....

İşte bu favorim:)












kavanozun içindeki renkli tebeşirlere dikkat... Harika!


Herkese sevgiler,
Z.

2 Şubat 2012 Perşembe

Kız Arkadaşlar Dünyadaki En Güzel Şeydir




Oldum olası erkek arkadaşı için kız arkadaşlarını satan tiplere uyuz olmuşumdur. Her hafta sonu erkek arkadaşıyla görüşen, "Cumartesi kız kıza bir şeyler yapalım mı:?" dediğinde "Olmaz hafta sonları erkek arkadaşımla olmam gerek!" diyen bu tip kızları hep omuzlarından tutup şöyle bir sarsmak istemişimdir.

Ya da kendine bir sevgili bulunca seni aramayan sormayan fakat çocuktan ayrılınca bir anda her gün görüşmek isteyen kızları da bir kaşık suda boğasım geliyor. İnsanların erkek arkadaşlarını sevmesine, onunla vakit geçirmek istemesine laf etmiyorum. Benim de bir erkek arkadaşım var ve onu çok çok seviyorum. Siz de biliyorsunuz ki bahsettiğim çok farklı bir şey...

Hayatı erkek odaklı yaşayan, yalnızken depresyona giren, birisiyle birlikteyken de arkadaşlarını unutanlardan olmadım hiç... Tabii bir de erkek arkadaşının arkadaşlarına boykot uygulayan; o, arkadaşlarıyla erkek erkeğe takılmaya gittiğinde laf söz eden kızlardan da... 

Hayatında ne kadar dostun olursa o kadar fazla öğrenebileceğini, gülebileceğini, anlatabileceğini, dinleyebileceğini, sevebileceğini ve mutlu olabileceğini biliyorum çünkü... Her birinin ayrı bir  tat olduğunu ve bu tatların her birine ihtiyacım olduğunu da... 

Hayatta en çok güldüğüm anlar hep kız arkadaşlarımla içip, sarhoş olup dev kahkahalar attığım zamanlardır... Tabi kahkahaların dev boyutlara ulaşması için sarhoş olmamıza gerek yok. Çünkü kız arkadaş, seni kahveni yudumlarken de bir anda kahkahaya boğabilen insandır.

Ben bu anlamda belki de dünyadaki en şanslı insanlardanım. O kadar çok gerçek dostum var ki... Her şeyimi noktasına virgülüne kadar paylaştığım, en kötü günümde koşa koşa yanımda olacak, en uyuz anlarımda bile beni alttan alabilecek, en güzel anlarını hep benimle paylaşmak isteyecek, yüzümü güldüren bir dolu dost... 

İnsanın o kadar çok dostu olur mu demeyin... Eğer çocukluğunuzdan, mahalleden, ortaokuldan, liseden, üniversiteden yakın dostlarınızı unutmayıp bir de onları hayatınızın bir sonraki bölümüne taşımışsanız, olur. Bal gibi olur... Bir kaç hafta sonra 25. yaşıma gireceğim. Bu yaşıma kadar "kendi kendime" sahip olduğum en büyük zenginliğim erkek arkadaşım ve kız arkadaşlarımdır. 

Hepsi kendini biliyor. 

İyi ki ama gerçekten iyi ki varsınız! Sizi çok seviyorum....

Zeyno. 

21 Aralık 2011 Çarşamba

AH INGILTERE!

Beni bilenler bilir. İngiltere’ye, İngiliz edebiyatına, İngiltere’ye ait olan her şeye ama her şeye bayılıyorum. Günün birinde kendime ait bir evim olduğunda onu İngiliz Edebiyatı tadında döşemek ( Bu da ne demek diyenler aşağıdaki fotoğraflardan ne demek istediğimi anlayacaklar. Biraz sabır J) istiyorum. 

Hep radyomda Katie Melua çalsın, çayımı saat 17.00’de içeyim, elimden Charlotte Bronte, Mary Shelley kitapları eksik olmasın istiyorum.
Okulumu özlemem de bundandır. İstanbul Üniversitesi’nde İngiliz Filolojisi koridoru bir başka kokar. Tüm duvarlarda Shakespeare’in, Charles Dickens’ın, Jane Austen’ın fotoğrafları vardır. Hocalar derse girip anlatmaya bir başladılar mı kendinizi Oxford’da bir sınıfta hayal edersiniz. Öyle güzeldir aksanları…
Neyse, uzatmayayım. Ben İngiltere’ye ve bu ülkeye ait olan her şeye bayılıyorum. Önceki hayat diye bir şey varsa da eminim ki orada doğdum. İşte bu nedenle İngiltere’yle bir şekilde bağlantısı olan ve içimi açan, beğendiğim bazı şeyleri sizinle paylaşmak istedim. Önden buyurun…




















Katie Melua - Just Like Heaven




Notting Hill her zaman en sevdiğim film, Jane Austen'ın Pride & Prejudice' u en sevdiğim roman, Just Like Heaven en sevdiğim şarkı, İngiltere de her zaman en sevdiğim ülke olarak kalacak...

Herkese sevgiler,
Z.

20 Aralık 2011 Salı

Ben Dün Bir Oyun İzledim 3

Uzun zamandır tiyatroya gidemiyordum. Oysa tiyatrodur, iyidir. Daha çok daha daha çok gitmek gerekiyor farkındayım.

Nitekim iki hafta önce soluğu Mecidiyeköy’deki Tiyatro Karnaval’da aldım. “Dur Bi Dakka” adlı oyunu izledim.  



Oyunda türkücü Salim Yavaş, bir meleğin hatasıyla vaktinden evvel ölmüştür. Öbür dünyada durum anlaşılınca, Salim itiraz eder, ancak meleklerin Salim’i geri gönderme çabaları sonuçsuz kalır. Çünkü Salim’i döven mafyalar öldüğünü anlayınca cesedi parçalara ayırıp yok etmişlerdir. Olayda bir de görgü şahidi olduğunu fark eden mafyalar, bu kişinin peşine düşüp, arabayla ezip kaçarlar. Görgü şahidi olan Ayhan Kara’nın bitkisel hayata girdiğini öğrenen melekler ise, bu hatalarını telafi etmek için Salim’in ruhunu, fişi çekilecek olan Ayhan’ın bedenine yerleştirmeye karar verirler. Onu öldürenlerden intikam almak ateşiyle başka bir bedene giren Salim’i ise bir sürpriz bekler. İşte zaten o sürprizdir oyunu inanılmaz eğlenceli ve komik kılan…

Elbette sürprizi anlatmayacağım. Bu oyuna gidin. Ne yapın edin gidin. Oyunculuklar şahane, gülme ise garanti… Benden söylemesi…

Not: Oyun Ocak ayında her Cuma Tiyatro Karnaval'da saat 20:30 da ...

Türk Erkeği ve Karikatürler

Ve karikatüristler Türk Erkeğini ele alır....







Çünkü Çok Fazla İyi Niyet Bazen Aptallıktır


Şu Twitter tuhaf bir mecra… 1000’in üzerinde takipçisi olan herkes kendini ünlü, 5000’in üzerindekiler de kendini Tanrı falan zannediyor. Ama asıl olay şu: birisine laf mı sokmak istiyorsunuz? Twitter imdadınıza koşuyor…  Muhtemelen laf soktuğunuz kişi o yazdığınızı okuyor, üzerine de alınıyor fakat günün birinde size hesap sorduğunda siz “Aaa yok canım. Ben onu senin için yazmamıştım” a getirebiliyorsunuz lafı… Eee kim kanıtlayabilir ki zaten o lafı, onun için yazdığınızı?

Facebook’ta aynı şekilde… Arkasından tonlarca laf ettiğiniz arkadaşınızı sırf nerede işe girdiğini, kiminle evlendiğini ya da hayatında neler olup bittiğini görmek için silmiyorsunuz. Oysa sokakta görseniz, yolunuzu değiştiriyorsunuz… Fotoğrafının altına “Başarılarının devamını diliyorum.” yazarken, aslında içten içe işinden kovulmasını istiyorsunuz.

Herkes sahte, herkes ikiyüzlü… Erkekler arasında bu ikiyüzlülerden bolca olsa da asıl kazan kadınların arasında kaynıyor. O nedenle etrafınızdaki üç beş dostunuza hakikaten sarılın, bırakmayın. Etraf sizin mutsuzluğunuzla mutlu olan, üzüntünüzde gözünden bir damla yaş gelmeyen tuhaf insanlarla dolu…

2012’de benim için zaman, temizlik zamanıdır. Hayatımda negatif enerjisiyle beni yoran, birkaç kere arkamdan konuştuğunu duyduğum ama belki de ben yanlış anlamışımdır dediğim herkese ama herkese koca bir bye bye diyeceğim.  Gerçekten çok sevdiğim insanlara, onları ne kadar çok sevdiğimi her fırsatta dile getirmeye de kararlıyım. Üstelik eskisi kadar alttan alan bir Zeynep olmayacak artık. Hayır, alıngan bir tip olmayacağım ama aşırı iyi niyetli olma halinden de bir an önce kurtulacağım.

Çünkü çok fazla iyi niyet bazen aptallıktır. Ben daha fazla aptal yerine konmak istemiyorum. Peki ya siz?
Herkese çok sevgiler,
Z.

22 Kasım 2011 Salı

İşi Ciddiye Bindirmek

Gelin hadi biraz dedikodu yapalım… Birkaç hafta sonra erkek arkadaşım askere gidecek. Yo, hayır birkaç haftadır süren bedelli askerlik muhabbetinden bahsetmeyeceğim. Benim bahsedeceğim şey daha çok askerlik ve kadın erkek ilişkileri üzerine…
Neden erkek arkadaşınız askere gitmeden önce etrafınızdaki herkes ama herkes “Eeee askere gitmeden önce aranızda bir şey yapmayacak mısınız?” diye sorar, merak ediyorum. O askere gidince ben kaçıyor muyum ya da erkek arkadaşımın yokluğunda birileri beni kendine âşık etmek için türlü türlü planlar yapıp uygulamaya mı geçecek? Diğer bir deyişle herkes üzerime mi atlayacak ve ben de uzun zamandır onları bekliyormuşum gibi sevgilimi terk mi edeceğim? Elbette ki HAYIR.
Ya da farklı bir pencereden bakalım… Erkek arkadaşım askere gitmeden önce burada yüzük takarsak, yani büyüklerin tabiriyle işi ciddiyete bindirirsek, o askere gittiğinde içi daha mı rahat edecek? Oh, Zeynep’in parmağında yüzük var kimse ona yaklaşamaz, asılamaz vs. diye mi düşünecek? Komik olmayın lütfen.


Peki ya ben? “İş ciddiye bindi yüzüğü de taktım, artık araya soğukluk falan giremez benden ayrılamaz mı diyeceğim?”  Bakın daha da komik oldunuz.
Hepiniz çok iyi biliyorsunuz, aslında işler öyle yürümüyor. Yani aldatmak isteyen parmağında yüzük varken de yapıyor, ayrılmak isteyen isterse evlenmiş olsun yine ayrılıyor.  Yani askere gitmeden önce “işi ciddiyete bindirmek” iki insanın hem kendisine hem de karşısındakine güvenmemesinden ileri geliyor bence.
Askere de gitsen, iş için yurtdışına da çıksan hatta arka sokaktaki arkadaşına da gitsen kız arkadaşına güvenmediğin takdirde istersen bütün parmaklarını yüzükle donat ne sen rahat edersin, ne de o…
Sizin anlayacağız yüzük=güven demek değildir. Güvenmek içten gelen bir şeydir, öyle metal bir halka parçasıyla falan olmaz.

Siz ne dersiniz?
Not: İleride bir gün evleneceksem, altı ay içerisinde her şey olup bitsin isterim. “Sözlüm” kelimesi, uzun süren nişanlılık dönemleri hiiiiç bana göre değil :=)
Çok sevgiler,
Z.

12 Ekim 2011 Çarşamba

Tavuk Suyuna Çorba

Geçenlerde dergi için bir yazı hazırlarken başarı öykülerinin yer aldığı kitapları araştırmam gerekti. O anda aklıma ortaokul yıllarımda bir sahaftan tesadüfen aldığım, sonrasında ise elimden düşürmediğim Tavuk Suyuna Çorba serisi geldi.

İçerisinde birbirinden güzel, ders verici, hayata dair öğretiler çıkarabileceğiniz onlarca yaşanmış hikaye barındıran bu kitaplara bayılırdım. Dışarıda, buz gibi havada evinize geldiğinizde bir tas sıcacık tavuk suyuna çorba nasıl içinizi ısıtırsa ya da grip olduğunuzda bir tas sıcacık tavuk suyuna çorba nasıl size güç verirse; bu kitabın içerisindeki hikayelerde öyle içinizi ısıtıyor ve size hayata daha sıkı tutunmak için güç veriyor.


Amerika'da uzun yıllar en çok satanlar listesinde yer alan bu kitaplardan mutlaka edinin. Kendinizi güçsüz ve çaresiz hissettiğiniz ya da hayattan bıkıp herşeyin boş olduğunu düşündüğünüz anlarda, içerisindeki öyküler size ilaç gibi gelecek. Üstelik çok daha hoşgörülü olmayı da öğreneceksiniz.


Ben neredeyse tüm serisini okumuştum bu kitapların. Fakat burada en çok etkilendiğim öykülerden birini sizinle paylaşacağım. Muhtemelen internette ya da gazetelerde çoktan okumuşsunuzdur, bilemiyorum. Fakat bir mucize eseri hala okumadıysanız, lütfen sonuna kadar okuyun. Pişman olmayacaksınız...


                                                                 KURABİYE HIRSIZI          
-Bir gece kadının biri bekliyordu havaalanında, uçağın kalkmasına uzunca bir zaman vardı. Havaalanındaki dükkandan bir kitap ve bir paket kurabiye alıp, kendisine oturacak bir yer buldu.
Kendisini kitabına öyle kaptırmıştı ki,
Ama yine de yanında oturan adamın olabildiğince cüretkar bir şekilde aralarında duran paketten birer birer kurabiye aldığını görebildi, her ne kadar görmezden gelse de.
Bir taraftan kitabını okuyup, bir taraftan kurabiyesini yerken, gözü saatteydi, ama "kurabiye hırsızı" yavaş yavaş tüketiyordu kurabiyelerini.

Kadının kulağı saatin tik taklarındaydı, fakat yine de bu tik taklar sinirlenmesini engellemiyordu.
Ve bir yandan da şöyle düşünüyordu kendi kendine, "Kibar
bir insan olmasaydım, morartırdım şu adamın gözlerini!"
Her kurabiyeye uzandığında, adam da uzatıyordu elini.
Sonunda pakette tek bir kurabiye kalınca "Bakalım şimdi nE yapacak?" dedi kendi kendine.
Adam yüzünde asabi bir gülümsemeyle, uzandı sokurabiyeye ve böldü kurabiyeyi ikiye.
Yarısını kurabiyenin atarken ağzına, verdi diğer yarıyı kadına.
Kadın kapar gibi aldı kurabiyeyi adamın elinden ve
"Aman Tanrım, ne cüretkar ve ne kaba bir adam,
Üstelik bir teşekkür bile etmiyor!"
Kadın hayatında hiç bu kadar sinirlendiğini hatırlamıyordu.
O sırada Uçağının kalkacağı anons edildi. Bir iç çekti rahatlamayla.
Eşyalarını toplayarak çıkış kapısına yürüdü,
Dönüp bakmadı bile "kurabiye hırsızı" na.

Uçağa bindi.
Rahat koltuğuna oturdu,
Ve bitmek üzere olan kitabına uzandı.
Çantasına elini uzattığında, gözleri açıldı şaşkınlıkla.
Gözlerinin önünde bir paket kurabiye duruyordu !
Çaresizlik içinde inledi, "Bunlar benim kurabiyelerimse eğer;
Ötekiler de onundu ve adam kendi kurabiyelerini benimle paylaştı!"
Özür dilemek için çok geç kalmıştı,
Kaba ve cüretkar olan,"kurabiye hırsızı" kendisiydi aslında...

Dediğim gibi bu öykü en çok bilinen Tavuk Suyuna Çorba Öyküsü:) Fakat ben bundan böyle her ay, bu kitaplardaki öykülerden en az bilinenlerini sizinle burada paylaşıyor olacağım. Herkese harika günler dilerim.
Sevgiler,Z.