Bu blogu yazmaya başladığımda sadece İngiliz Edebiyatı anlatacağım diye çıktım yola. Ama sonra, aslında anlatacağım başka hikayelerde olduğunu keşfettim, yoldan saptım.
İyi de oldu aslında. Daha yönlü bir blog oldu ElayZa. Ama madem “Başta ingiliz edebiyatı olmak üzere, hayata dair aklınıza gelebilecek her konu “ dedik, o halde artık Shakespeare’den bahsetme zamanıdır, ne dersiniz ?
Belki çoğunuz onu sadece oyun yazarı olarak biliyor, sonelerinden haberi dahi yok. Hatta belki bazılarınız roman falan yazdığını bile sanıyor olabilir.
Oysa ki yok öyle birşey. Hiç yazılmış romanı yoktur Shakespeare’in. Trajedi, komedi, şiir ve soneleriyle meşhur olmuştur. Ve her biri o kadar etkileyicidir ki, burada anlatmak için hangi birini seçerim, nasıl anlatırım bilemiyorum.
O yüzden ben size Shakespeare ‘in oyunlarından, sonelerinden bahsetmek yerine onun hayatıyla ilgili bilmediğinizi düşündüğüm bir kaç olay anlatacağım.
Mesela Sheakspeare geçen gün manken bir genç kızın söylediği gibi 1900 lü yıllarda yaşamamıştır:) 1564 yılının nisan ayında, Stratford-upon Avon adlı İngiltere’nin küçük sevimli bir kasabasında, tam da aşağıdaki evde doğmuştur.
Mesela Sheakspeare geçen gün manken bir genç kızın söylediği gibi 1900 lü yıllarda yaşamamıştır:) 1564 yılının nisan ayında, Stratford-upon Avon adlı İngiltere’nin küçük sevimli bir kasabasında, tam da aşağıdaki evde doğmuştur.
Çoğu insanın düşündüğü gibi üniversite de okumamıştır William Shakespeare. O nedenle günümüzde, bu kadar düzgün bir dille, bu kadar kusursuz eserleri yazmış olması kafalarda soru işareti oluşturur. Hatta ingilizler hala William Shakespeare ‘in aslında paravan bir isim olduğu ve tüm bu eserlerin Francis Bacon, Thomas Moore ya da en güçlü aday Edward de Vere’e ait olduğu konusunda tartışır dururlar.
Öyle ya, babası kasap olduğu söylenen, üniversiteye bile gitmemiş, daha 18 indeyken, kendinden 8 yaş büyük bir kadınla evlenerek, o yaşta çoluk çocuğa karışmış her adamın harcı değildir, neredeyse tüm dünyayı kasıp kavuran 150 yi aşkın sone ve 30 küsür oyun yazmak.
Bu kadar kusursuz bir ingilizceyle, dünyanın tüm üniversitelerinde ders diye okutulan eserler çıkarmak...
Üstelik 16.yy’da , Kraliçe Elizabeth yönetimindeki İngiltere’de, kitap ve baskı makinelerinin bolca bulunduğu, kolaylıkla kayıt tutulabildiği bir dönemde, hayatına dair çok az yazılı kanıt bulunmasıda, Shakespeare ‘in paravan bir isim ya da kişi olduğunu destekler nitelikte.
Kendi el yazısı ile yazmış olduğu oyunlarının dışında, araştırmacıların, bir özel mektup ya da günlük bulamaması da cabası. Bırakın mektup ya da günlüğü, tek bir satır dahi bulunamamış Sheakspeare'e ait.
Bunun dışında bir diğer enteresan olay ise, Shakespeare’in anne babasının, eşinin ve çocuklarının okur yazar olmaması.
Anne ve babası ya da karısının okuma yazma bilmemesi belki size garip gelmez ama yazı yazmayı ibadet kabul etmiş, yazmak konusunda bu kadar yetenek sahibi bir insanın çocuklarına okuma yazma öğretmemesi de şaşırtıcı değil mi sizce ? Hiç mi çocuklarının, eserlerini okumasını istememiş ya da çocukları “Yahu bu adam ne yazıyor ?” diye, hiç mi merak etmemiş ?
Anne ve babası ya da karısının okuma yazma bilmemesi belki size garip gelmez ama yazı yazmayı ibadet kabul etmiş, yazmak konusunda bu kadar yetenek sahibi bir insanın çocuklarına okuma yazma öğretmemesi de şaşırtıcı değil mi sizce ? Hiç mi çocuklarının, eserlerini okumasını istememiş ya da çocukları “Yahu bu adam ne yazıyor ?” diye, hiç mi merak etmemiş ?
Peki böyle bir şey olabilir mi ?
Buradaki tezlerin dışında diğer iddaalarıda araştırırsanız aslında olabileceğini görürsünüz.
Ama ben inanmak istemiyorum.
Derslerde hocalarımızdan adını duyduğumuzda heyecanlanıp, hazır ola geçtiğimiz düşünülürse, bu ismin aslında sıradan bir isim olma gerçeğiyle de yüzleşemem, olmaz :)
Derslerde hocalarımızdan adını duyduğumuzda heyecanlanıp, hazır ola geçtiğimiz düşünülürse, bu ismin aslında sıradan bir isim olma gerçeğiyle de yüzleşemem, olmaz :)
Fakat diğer taraftan da ingilizceye neredeyse 1000 küsür yeni kelime kazandırmış, eserleri kusursuz anlatımından dolayı tüm dünyada şaheser olarak kabul edilmiş ve milyonlarca kez sahnelenmiş bir adamın dil eğitimi almamış, liseyi zorla bitirmiş hatta belki bitirememiş bir adam olması da şaşırtıcı.
Yine de ben defalarca okumaktan bıkmadığım Othello’yu, Venedik Taciri’ni, Macbeth’i bir başkasının yazmış olabileceğine inanmıyorum, inanmak istemiyorum.
Ya siz ?
Sanırım aynı dili konuşuyoruz.
O halde ey araştırmacılar, gidin başka bir kimliği araştırın. Mesela Helin Avşar, Hülya Avşar’ın kızı mı yoksa kardeşi mi, bunu bulun. Buradan çıkacak sonuç bizi yıkmaz ama diğer konu dağıtır be kardeşim !
![]() |
| Shakespeare'in mezarı |
Herkese Sevgiler, Z.










































