Herkese selam,
Zaman zaman burada Esquire dergisi için yapmış olduğum röportajları paylaşıyorum, biliyorsunuz. Bu kez sizi, "Hayattan Ne Öğrendim?" başlığıyla bir Mehmet Barlas röportajı bekliyor.Röportajı okumadan önce küçük bir not: Mehmet Barlas'la röportaj yaparken heyecanlanmamak mümkün değildi. Kendisi gerçekten önemli ve inanılmaz "dolu" bir isim. Karşısında oldukça heyecanlandığımı itiraf etmeliyim. Ama sonuç bence güzel oldu, bakalım siz beğenecek misiniz?
Zaman zaman burada Esquire dergisi için yapmış olduğum röportajları paylaşıyorum, biliyorsunuz. Bu kez sizi, "Hayattan Ne Öğrendim?" başlığıyla bir Mehmet Barlas röportajı bekliyor.Röportajı okumadan önce küçük bir not: Mehmet Barlas'la röportaj yaparken heyecanlanmamak mümkün değildi. Kendisi gerçekten önemli ve inanılmaz "dolu" bir isim. Karşısında oldukça heyecanlandığımı itiraf etmeliyim. Ama sonuç bence güzel oldu, bakalım siz beğenecek misiniz?
Mehmet Barlas'ın oldukça renkli bir evi var. |
MEHMET BARLAS
Gazeteci - Yazar, 70
Hayattan
öğrendiğim ilk şey, tek bir kitabın insana çok şey katabileceğidir. Benim doğup
büyüdüğüm ev, tıpkı bir kütüphaneyi andırırdı. Dokunmamamız gereken çok değerli
kitaplardan tutun da aklınıza gelebilecek tüm klasiklere kadar… Annem de babam
da sürekli kitap okurdu. Bu nedenle, henüz ilkokula giderken; Yahya Kemal’le,
Yakup Kadri’yle tanışmış, eski Türk klasiklerini okumaya başlamıştım. Bu
alışkanlığım, bana hayatım boyunca çok şey kattı.
Hayatta
hiçbir şeyin, size gümüş tepsi içinde sunulmadığını öğrendim. Gazeteciliğe
başladığım ilk yıllarda, çok parasız kaldım. O dönem, Cumhuriyet gazetesinde;
hem yazı yazıyor hem gece sekreterliği yapıyor hem de dış haberler sayfasını
hazırlıyordum. Ama kesinlikle para kazanamıyordum. O kadar ki, dolmuş parası
için, annemin cüzdanından para çalardım. Fakat dediğim gibi, bir şeylere sahip
olabilmek için; çalışmak, çok çalışmak gerekiyor.
“İsterseniz,
televizyonda gerçekten çok önemli bir şey söyleyin; kravatınız, o sözden daha
önemlidir.” demiş, ABD’li ünlü anchorman Walter Cronkite. Ben bu sözü, kendime hep
ilke edindim.
Hayattan,
sükûnetin de iş yaptığını öğrendim. Ben hep televizyona çıktığımda, bir yere
misafirliğe gittiğimi farz ederim. Bir yere misafirliğe gittiğinizi düşünün;
salonda otururken, karşınızdaki kişiye sesinizi yükseltip hakaret eder misiniz?
İşte, televizyonculukta da aynı şey geçerli. İnsanlar aksini düşünse de,
bağırıp çağırmak değil, asıl; sabır, saygı ve sükûnet reyting getirir.
İnsanları
lüzumsuz yere kırmamak için, daha dikkatli olmayı öğrendim. Yaklaşık 20 yıl
önce; o dönem filmlerde oynayan, çok güzel bir kadın sanatçımız, sahneye çıkıp
şarkı söylemeye başlamıştı. Ben de bir yazımda, bu kadın için “Kendisi çok
kilolu, elbisesi çok dar; hem sesi de güzel değil!” diye yazmıştım. İnanın,
nasıl böyle bir cümle kurduğumu ben de bilmiyorum. Yazıda bahsettiğim
sanatçımız, bana çok kırıldığını söylemişti. Bir kadını lüzumsuz yere kırmak,
bana daha dikkatli olmayı öğretti.
Hayatın
bana öğrettiği bir şey daha var; kimse her şeyi bilemez! Nitekim ben de, bu
yaşa kadar, aslında ne kadar az şey bilip ne kadar çok şey yazmışım. Mesela
şimdilerde, İlber Ortaylı ile birlikte yeni başladığım tarih programında bazen
o kadar farklı konulara giriyoruz ki; içimden, “Vay be!” diyorum, “Ben aslında
ne kadar az şey biliyormuşum…”
İnsanların,
kişileri değil, fikirleri konuşmasının daha doğru olduğunu öğrendim.
Mutlu
evliliğin sırrını, hayattan değil ama Mahir Kaynak’tan öğrendim. Bir keresinde
bana, “Karımı delirtecek kelimenin hangisi olduğunu bilirim ama onu hiç
kullanmam.” demişti. Bu, 44 yıllık evliliğim boyunca hep sadık kaldığım bir
düşünce oldu.
İnsanın
ailesinin, hayattaki en önemli şey olduğunu öğrendim. Bizim evde, bu bir
kuraldır; yakın arkadaşlar, çok yakın akrabalar ve çekirdek aile ile bir iç
kale kurulur. Eğer o iç kaleyi yeterince sağlam kurmuşsanız; dışarıdaki
fırtınalar, içeriye sızmaz.
Çocuklara
öğüt vermemek gerektiğini öğrendim. Winston Churchill’in bir lafı var; “Ben,
öğrenmekten çok haz duyarım ama bana ders verilmesinden hiç hoşlanmam.” der.
Çocuklar, bir şekilde öğreniyor; ama onlara ne yapmaları gerektiğini söyleyince,
işin tadı kaçıyor.
Siyasal
krizlerin, dostlarınızı seçme konusunda size yardımcı olduğunu öğrendim. Normal
dönemde daima yanınızda olan insanlar, bir bakıyorsunuz yok oluyor.
Fazlalıkları eleme anlamında, siyasal krizler iyidir.
Hayatta,
haksızlıklarla da yaşanılabileceğini öğrendim. 12 Mart döneminde gazeteden
kovulduğumda, çocuğumu okula gönderecek param yoktu. Dolayısıyla, haksız yere,
birilerinin talimatıyla kovulduğum için çok öfkelenmiştim. Ama yapacak bir şey
yoktu; bu, haksızlıkla ilk kez tanışmamdı.
Bazen
insanın, ön yargılı olması gerektiğini öğrendim. Çünkü önyargılı olduğunuzda,
karşınızdaki insana, ilk başta biraz mesafeli yaklaşırsınız. Oysa ben,
karşımdakine hemen açılırım. Bu huyum yüzünden, sonradan pişman olduğum çok
olmuştur.
Hayatta,
bütün ilişkilerin iki yönlü olduğunu öğrendim. Vermeden alamazsın. Bu, sevgi
konusunda da böyle.
Kemal
Tahir, babam için şöyle demişti: “O, ahlaksızlara değil, aptallara daha çok
kızar.” Ben de babama çekmişim; aptal insanlara çok kızıyorum.
Not: Bu röportaj tarafımdan, Esquire Dergisi için yapılmıştır.
Fotoğraflar: Uluç Özcü
Tecrube sahibi olmus, anlattiklarina bakilirsa gerçekten dogru seylerin üzerine basmis. Hayat iste bu sekilde iyisiyle, kötüsüyle geçip gidiyor..
YanıtlaSil